Hayvan Deneyleri Yanıltıyor!

Oğuzcan Kınıkoğlu, Dahiliye Uzmanı
Deneye Hayır / Bilim Komitesi

Tıp fakültesi 1 ya da 2. Sınıftaydım, fizyoloji dersleri alıyorduk. Çok sevdiğim bir fizyoloji hocam vardı, ders aralarında kendisiyle iki yakın arkadaş gibi sohbet ederdik. Bir gün fizyoloji laboratuvarına gideceğimizi söyledi, ne yapacağımızı bilmiyordum tabi. İçeri girmemle büyük bir şok yaşadım. Onlarca beyaz sıçan kafeslerde hapsedilmiş, arka ayakları üzerinde kalkıp kafesten çıkmak için çabalıyorlardı. Ellerine giydiği sert eldivenler, yanında sırıtan asistanıyla masanın bir tarafında fizyoloji hocam, diğer tarafında ise şaşkın ve dehşete kapılmış bir şekilde ben duruyordum. Sanki vahşi batı filmindeki düello yapan kovboylar gibiydik. Bir sıçan kaptı kafesten, ilaç zerk etti vücuduna sonra da minyatür bir giyotinle kafasını kopardı, ardından bütün kaburgalarını ufak bir makasla keserek karınca büyüklüğündeki sıçan organlarını bizlere gösterdi. Şimdi hepimizden bunu yapmamız bekleniyordu. Dehşete kapılmıştım. Hiç unutmam hemen sınıftan çıkıp babamı aramıştım. “Ben yapmak istemiyorum” dedim. Babam da bana “yapma tabi, hala bu tür uygulamalar mı var” demişti. Bir tıp fakültesi öğrencisi olarak sıçanın vücudundan ne öğrenmem bekleniyordu bilmiyorum. Sıçanı öldürmediğim için ne kaybettim ya da öldürenler ne kazandı onu da bilmiyorum. Ama günümüzde teknoloji bu kadar gelişmişken, 3 boyutlu gerçeklik simülasyonları bile çıkmışken, başka canlıların öldürülerek deneyim kazanılması ya da tababet öğretilmesi vicdansızlık ve çağ dışılıktır. Yapılan bir araştırma da bu söylediklerimi destekler nitelikte. Bir grup tıp fakültesi öğrencisine fare diri kesimi yaptırılıyor, diğer grup öğrenciye ise aynı konunun eğitimi bilgisayar üzerinde veriliyor. İki grup kıyaslandığında bilgisayarla eğitim gören öğrencilerin aynı sorulara diri kesim yapan öğrencilere göre daha iyi cevap verdikleri görülüyor. Bahsettiğim çalışma 1996 yılına ait. Demek ki günümüzdeki teknolojik şartlarla çok daha iyi sonuçlar elde edilebiliriz.

Trolley paradoksunu duymuşsunuzdur belki. Raylarda duran 5 işçinin üzerine doğru ilerlemekte olan bir tren var ve bu trenin durma şansı yok. Yön değiştirmeye yarayan makasın orada duruyorsunuz ve kolu çekerek trenin yönünü değiştirirseniz 5 işçiyi kurtaracak ancak treni diğer raylar üzerinde durmakta olan 1 kişinin üzerine yönlendireceksiniz. 5 kişinin ölmesi yerine 1 kişinin ölmesini tercih eder misiniz? İnsanların çoğu kolu çekerek 5 kişinin ölmesi yerine 1 kişinin ölmesini tercih edeceklerini söylüyorlar. Peki, tren yine 5 işçinin üzerinde bulunan raylarda ilerliyor bu sefer siz rayların üzerinde bir üstgeçitte duruyorsunuz. Yanınızda biri var. Eğer o kişiyi aşağı atarsanız tren o kişiye çarparak onu öldürecek ancak çarpmanın etkisiyle yavaşlayacağı için diğer 5 kişiyi kurtaracak. Yanınızda duran kişiyi raylara atar mısınız? İnsanların çoğu atmayacaklarını söylüyor. Filozoflar ve psikologlar her iki durumun da aynı sonuca çıkmasına rağmen seçimlerin farklı olmasının sebebi için “önemli olan sonucun ne olduğu değil, sonuca giden ahlaki yolun nasıl olduğudur” diyorlar. Aynı soruyu çalıştığım hastanedeki insanlara biraz değiştirerek “Raylarda duran bir işçiyi kurtarmak için yanınızda duran köpeği aşağı atar mısınız?” diye sordum. İnsanların çoğu yine yapmayacaklarını söyledi. Konuyu bugün deneylerde kullanılan hayvanlara uyarlayacak olursak, her yıl milyonlarca canlıyı üst geçitten trenin önüne atıyoruz hatta o 1 kişiyi kurtarmadığını da bilerek.

 

DÜNYA GENELİNDE DENEYDE KULLANILAN HAYVANLAR

Sadece ABD ve Avrupa birliği ülkelerinde yüz milyonlarca hayvan deneylerde kullanılmaktadır. Yalnızca Avrupada 2005 yılında 12.117.583 hayvan kullanılmıştır.

Laboratuvar hayvanlarının biyomedikal araştırmalarda kullanımı tartışmalıdır. Deney savunucuları hastalıkları tedavide, önlemede ve hafifletmede hayvan deneylerinin hayati rol oynadığını söylüyorlar, hatta hayvan deneylerinin yasaklanması ya da yavaşlatılmasının katastrofik sonuçlar doğuracağını belirtiyorlar (Oswald 1992). Buna rağmen bu önermeler bir hayli tartışmalıdır. Filozoflar “insanların hayvanları kullanma hakkı” üzerinde tartışırken bilim insanları “hayvan deneylerinin insanlara ne kadar uyarlanabileceğini” tartışıyorlar.

 

Klinik Hayvan Modelleri- Vaka Çalışmaları

Hayvan ve insan fizyolojisi arasında büyük farklılıklar olduğu bilinmektedir. Örnek olarak ilaçların vücuttan atılması için gerekli karaciğer enzimleri hayvanlarda ve insanlarda farklı çalışır. Buna rağmen ilaç geliştirmede ilk aşama testler hayvanlar üzerinde yapılmaktadır. Tabi ki bu fark ciddi sonuçlar doğurmaktadır.
Yakın zamanda böyle bir örnek lösemi hastalarında kullanılmak üzere geliştiren TGN1412 molekülü için yaşanmıştır. Hayvan deneylerinde yan etki görülmemesine rağmen (ki bu hayvanlar arasında maymunlar, sıçanlar, fareler de vardı) insanlarda çok ciddi yan etkilere yol açmış, hatta ilacın denendiği bazı insanlarda çoklu organ yetmezliği gelişmiştir. Bu gibi ilaç örneklerinin sayısı çoktur. 2004’te, yapılan hayvan deneylerinden sonra “güvenli ilaç” olarak piyasaya çıkan romatizma ilacı Vioxx, yalnızca ABD’de 140.000 insanda kalp krizine, felce ve doğrudan 60.000 kişinin ölümüne yol açmıştır. (2)

Bir diğer örnek ise 1980 yılında piyasaya sürülen benaxoprofendir. Pazara sunulduktan sonra 3 ay içerisinde binlerce insanda ciddi yan etkilere yol açmış, yüzlerce insanın ölümüne sebep olmuştur. Fenclofenac 10 hayvan türünde yan etkiye yol açmamış ancak insanda karaciğere toksik etki göstermiş ve ilaç piyasadan toplatılmıştır. Zomepirac, bromfenac, phenylbutazon hayvan deneylerinde yan etki saptanmayan, ancak insanlarda ölümcül yan etkiler gösteren ilaçlardan yalnızca birkaçıdır.

Hayvanlar üzerinde test edilen ve bu testleri geçen ilaçların %92’si sonraki aşamalarda insanlar üzerinde yan etkiye neden oldukları için piyasaya sürülemeden kaldırılıyorlar. Piyasaya çıkan ilaçların ise bir kısmı onaylanıp insanlar tarafından kullanılmaya başlanınca büyük yan etkiler gösterdikleri anlaşılabiliyor. Ve hatta bu ilaç yan etkileri ABD’de hastanelerde ölümlerin en sık 4. Nedenini oluşturuyor ki bu rakam “aşırı yüksek” olarak kabul ediliyor.

Bunun tam tersi de mevcut. Bazı ilaçlar insanlarda toksik olmamasına rağmen hayvanlarda toksik etki gösterdiği için ilaçların piyasaya sürülmesi gecikebiliyor. Bu ilaçların arasında penisilin, parasetamol ve aspirin bile bulunmaktadır, muhtemelen daha bir sürü ilaç bu yüzden piyasaya çıkamamıştır.

 

Tıbbın Gelişiminde Hayvan Modellerin Rolü

Lindl ve arkadaşları (6-7) 1991 ve 1993 yılları arasında 3 alman üniversitesinde yapılan hayvan deneylerini insan sağlığını geliştirmeye yarayacak sonuçlar sağlamışlar mı diye incelemişler. Biyomedikal dergilerde yayınlanan 17 makale en az 12 yıl taranmış. 1183 kere bu makaleler diğer çalışmalar tarafından kaynak gösterilmiş ancak bu çalışmaların yalnızca %8’i klinik çalışmalarda kaynak gösterilmiş ve yalnızca %0.3 ‘ü direkt olarak insan sağlığı ile ilişkili çalışmalarla korelasyon göstermiş. Ancak bu 4 kaynakta da hayvan deneylerinde pozitif sonuç sağlanan çalışmalar insan deneylerinde bir işe yaramamış. Yani bu hayvan deneyleri ne yeni bir tedavi gelişmesinde ne de klinik anlamda bir gelişmede rol oynamışlar.

 

Çok Kez Kaynak Gösterilmiş Hayvan Deneylerinin Klinik Yararları

Hackam ve Redelmeier (4) 7 ileri gelen (impact fakörlerine göre) bilimsel dergide 500’den fazla kez kaynakça gösterilmiş çalışmaları incelemişler. 76 çalışma saptanmış. Yalnızca 28 tanesi (%36) insan çalışmalarında kullanılmış. %18.4’ünün randomize çalışmalar tarafından aksi ispatlanmış. Sonuç olarak bu çalışmaların yalnızca %10.5’i insanlar üzerinde kullanışlı olabilecek çalışmalarda kaynakça gösterilmiş ancak bu aşamadan sonra oluşan yan etki profili ve yan etkilerin en sık ölüm nedenlerinden biri olması, bu çalışmaların da ne kadar kullanışlı olduğunu da sorgulatır niteliktedir.

 

Şempanze Deneylerinin Klinik Yararları

Şempanzeler insanlara en yakın olan türdür, bu yüzden şempanzeler üzerinde yapılan deneylerin sonuçlarının insanlara adapte edilebileceği düşünülür. Bu yüzden 2005 yılında şempanze deneylerinin insanların klinik yararına etkisi analiz edilmiş (8).

1995 yılından 2004 yılına kadar hapis tutulan şempanzelerin üzerinde ya da dokularında yapılan 749 araştırma yayınlanmış. Araştırmaların çoğunluğu ABD’de gerçekleşmiş. Çalışmaların içinden rastgele seçilen 95 çalışmanın %49.5’i başka çalışmalarda kaynak gösterilmemiş ki şempanze deneylerinin biyomedikal gelişime bir katkısı olduğu bu durumda dahi tartışmalı oluyor. Çalışmaların 34’ü (%35.8) başka çalışmalar tarafından kaynak gösterilmiş, ancak bunlarda da hastalıklarla mücadele için bir yarar gösterilememiş. Yalnızca (%14.7) 27’si hastalıklarla mücadele ile ilgili makalelerde kaynak gösterilmiş ancak onlar da bu buluşları epidemiyolojik çalışmalarla, moleküler deney ve metotlarla ve genetik çalışmalarla oluşturmuşlar. Sonuç olarak yapılan bu çalışmada şempanzeler üzerinde yapılan deneylerin tıbbın gelişimine katkısı olmadığı ya da çok az olduğu gösterilmiş. Şempanzelerin insanlara genetik olarak en yakın tür olduğu doğru, onlar üzerinde yapılan deneyler bile bu kadar az katkı sağlarken, fareler ve diğer hayvanlar üzerinde yapılan deneylerden tıbbın gelişimi açısından bir beklentiye sahip olmak gerçekçi değildir.

 

İnme ve Beyin Travmaları Modellerinin Klinik Yararları

Literatürdeki 700’den fazla ilacın hayvan modellerinde yararı gösterilmişken (yapay olarak hayvanların beyinlerindeki damarlar tıkanıyor) yalnızca rekombinant doku plasminogen aktivatörü (rt-PA) ve aspirinin akut iskemik atakta (damar tıkanıklığına bağlı beynin beslenememesi) kullanımı mevcuttur. Bu yüzden Macleod ve arkadaşları “nöroprotektif ilaçlardaki bu başarısızlığın hayvan deneylerinin insanlar üzerinde ne kadar önemli olduğunu göstermede yanıldığını ispatlıyor” demişlerdir. En az 10 sistemik derleme hayvan deneylerinde inme ve kafa travmaları modellerinin insanlar üzerinde neredeyse hiç işe yaramadığını göstermiştir. (9)

O’collins ve arkadaşları 1.026 deneysel inme ilacının 114’ünün hayvanlar üzerinde efektif olduğunu bulmuşlardır. Ancak hayvanlar üzerinde işe yarayan bu 114 ilacın, insanlar üzerinde geriye kalan 912 ilaç gibi hiçbir işe yaramadığını göstermişlerdir. Bu yüzden bir ilacın hayvanlar üzerinde işe yaramasının, insanlar üzerinde işe yarayacağı anlamına gelmeyeceği sonucuna varmışlardır.

 

Diğer Hayvan Deneyleri ve Klinik Çıkarımlar

Robert ve arkadaşları, Mapstone ve arkadaşları 44 randomize kontrollü kanamalı hayvanda sıvı replasmanı çalışmasını incelemişler. Sonuç olarak kanamalı hayvanlarda sıvı replasmanı yapmanın işe yaramadığını hatta durumu daha da kötüleştirdiğini bulmuşlar (10) (ki bu insanlarda tartışmasız ilk yapılması gerekenlerden biridir). Lee ve arkadaşları kalp krizinde endothelin reseptör blokerlerinin hayvanlar üzerindeki rolünü incelemişler ve kalp krizi geçiren hayvanlarda bu ilaçları vermenin işe yaramadığı gibi erken verildiği zaman ölüm oranlarının arttırdığını da göstermişlerdir.

 

Hayvan Deneylerinin Toksikolojideki Yararları: Karsinojenez (kanser oluşumu)

İnsan maruziyetine bağlı veriler kısıtlı olduğu için, bugün bildiğimiz çoğu maddeye hayvanlar üzerinde karsinojen etki gösterdikleri için toksik denmiştir. Ancak çalışmalar gösteriyor ki kanserojenite ve teratojenite alanlarında hayvan deneyleri yetersiz kalıyor ve yanlış pozitif sonuçların çıkmasına neden oluyorlar.

Teratojenite (gebelik sırasında bebekte anomali oluşturma durumu)

Hayvanlar üzerinde teratojen olan 40 maddeden yalnızca 1 tanesi insanlar üzerinde teratojendir. Bunu ön görebilmek için hayvanlar gebe bırakıldıktan sonra toksik maddeler üzerlerinde denenir ve doğan çocuklarında anomalite varlığı araştırılır. Kendi ellerimizle hayvanlara işkence etmemiz yetmezmiş gibi bir de hamile hayvanları zehirleyip doğan çocuklarını inceliyoruz. Çıkan sonuçların da insanlara uygulanabilirliği zaten koca bir soru işareti.

 

Foto: National Anti Vivisection Society (NAVS)

Sonuçlar:

Hayvan deneyleri sonuçlarının insan sağlığına yararlı olacağı uzun yıllardır yanlış bilinen bir düşüncedir. Bu yanlış düşüncede ısrar edilmesinin sebebi kanıta dayalı tıbba sadık kalmak değil, geçmişten beridir gelen kültürel, tarihsel inançlar ve bir takım kişilerin bilimsel gerçekleri göz ardı ederek “akademik başarı” adı altında yayın yapma arzusudur. Birçok bilimsel derleme bize gösteriyor ki hayvan deneylerinin sonuçları insan sağlığını geliştirme konusunda ya da ilaçların toksik olabileceğinin öngörülmesi konusunda yetersiz kalmakta. İncelenen 20 derlemenin yalnızca 2 tanesinde hayvan deneylerinin insan sağlığına olumlu katkısı olduğu gösterilmiş, bu iki deneyden birinin sonucu ise tartışmalı bulunmuş. Ek olarak bakılan 7 derlemenin de sonuçları hayvan deneylerinin insan toksikolojisini ön görme ile ilişkisiz olduğunu göstermiştir. Görünen o ki esasen hayvan verileri bu amaçlarla insanlar üzerinde işe yaramamaktadır.

 

KAYNAKÇA
1- Andrew Knight “systematic reviews of animal experiments demonstrate poor human utility”
2- J biddle “lessons from the vioxx debacle: what the privatization of science can teach us about social epistemology” Social Epistemology 21 (1), 21-39, 2007
3- David J Graham “Risk of acute myocardial infarction and sudden cardiac death in patients treated with cyclo-oxygenase 2 selective and non-selective non steroidal anti-inflammatory drugs: nested case-control study”
4- Hackam DG, Redelmeier DA. “translation of research evidince from animals to humans. JAMA 2006; 296(14): 1731-2.
5- Knight A. The poor contribution of chimpanzee experiments to biomedical progress. J Appl Anim Welf Sci 2007; 10(4): 281-308
6- Lindl T, Völkel M, Kolar R. Animal experiments in biomedical research. An evaluation of the clinical relevance of approved animal experimental projects
7- Lindl T, Völkel M, Kolar R. Animal experiments in biomedical research. An evaluation of the clinical relevance of approved animal experimental projects: No evident implementation in human medicince within more than 10 years.
8- Knight A. The poor contribution of chimpanzee experiments to biomedical progress. J Appl Anim Welf Sci 2007; 10(4): 281-308
9- Aronowski J, Strong R, Grotta JC. Treatment of experimental focal ischemia in rats with lubeluzole. Neuropharmacology 1996; 35: 689-93.
10- Roberts I, Evans A, Bunn F, Kwan I, Crowhurst E. Normalising the blood pressure in bleeding trauma patients may be harmful. Lancet 2001; 357: 385- 7.