Hayvan Deneylerine Psikolojik Bir Bakış

Nihan Özant, Psikolog
Deneye Hayır / Bilim Komitesi

Einsenstein’a göre sinema çatışmalardan doğar. Filmin belirleyicisi olan bu yapı taşları; iyilik ve kötülüğün, savaşın ve barışın, irtica ve inkılabın çatışmalarıdır. Ve her çatışma sonunda yeni bir ürün doğurur. Sinemanın ana maddesi olan hayat da böyledir. Freud’a göre insan ruhu, yapıcı ve yıkıcı dürtülerle çatışma halindedir. Saldırganlık; açlık, susuzluk ve cinsellik gibi temel dürtülerden ayrılır ve agresyonla birlikte varlığını korur.

Agresyonunu yönetmede başarısız olan bireyler agresyonu dışarı yansıtmak için saldırgan davranışlarda bulunabilirler. Freud’a göre ruhsal yapılanma benlik, alt benlik ve üst benlik yapılarından oluşur. Bu yapılanmada ahlaki ve vicdani oluşum sürecinde ebeveynin üst-benliği model alınır. Cezadan kaçınmak, ebeveyn şefkatini sürdürmek isteyen çocuklar ebeveynlerinin üst-benliğini içselleştirmeye başlarlar ve bu süreç çocuğun duyduğu suçluluk duygusuyla paralel ilerler. Vicdani gelişimi sekteye uğrayan bireyler, zarar verme davranışından suçluluk ve rahatsızlık duymadan saldırganlık davranışı sergileyebilirler. Bebeklikten başlayan vicdan gelişimi ödüllendirme ve cezalandırmaya dayalı edimsel koşullanma çerçevesinde şekillenmeye devam eder. Ödül ve cezalar tutarsızlık halinde olduğu takdirde süreç de tutarsız ilerleyecektir.

Peki ya meşrulaştırılmış saldırganlıklar neyi ifade eder? Günlük hayatına devam eden bir insan hangi ortamlarda saldırganlık eğilimi sergiler? Zimbardo bu soruların cevaplarını aramaya empatinin de önemini vurgulayan bir soruyla başlıyor: Sen olsan ne yapardın?

1971 yıllarında Zimbardo çalışma arkadaşlarıyla birlikte Stanford Üniversitesi’nin bodrum katını hapishaneye çevirir. Gönüllü katılımcılar random 2 gruba ayrılır: mahkûmlar ve gardiyanlar. Mahkûmların isimleri yerine hitap edildikleri numaraları vardır. Bu numaralandırma süreci insandışılaştırma sürecine hizmet eder. Deney süresince gardiyanların mahkûmlara şiddet davranışı uygulamaktan çekinmedikleri gözlemlenir elbet deney gereği belirli sınırlar dâhilinde… Ve deney tek bir cümleyle son bulur: Roller davranışı belirler. Bu deneyde bireydışılaştırma, roller, otoriteye itaat, iç grup norm değerleri, iç grup yanlılığı ve suçluluğun paylaşılması gibi pek çok psikolojik etmenin olduğunu söylemek mümkündür. Aynı etmenleri hayvanların denek olarak kullanım süreçlerinde gözlemleyelim.

Homo Sapiens’lerin varlığı öncesinden ve sonrasından beri dünya üzerinde hayatta kalma savaşları süre gelmiştir. Büyük balık küçük balığı yer. Homo Sapiens bu savaşı çok önce kazandı ve kendi hükümranlığını kurdu. Koşullara uyum sağlayabilen tür hayatta kalır. Sapiens’ler güçsüz bedenlerini üstün bilişsel becerilerini kullanma yöntemleriyle korumayı başardı. Hayatta kalma içgüdüsü Sapiens’leri kullanılabilecek her şeyi kullanmaya teşvik etti. Hem hükümranlığını hem türünün devamlılığını korudu. Bu hükümranlığı dâhilinde pek çok savaşlar süre gelmeye devam etti. Ve homo sapiens kendi içinde dahi gruplaşma eylemlerini sürdürdü. İkinci dünya savaşı boyunca gücünü sürdüren Nazi ideolojisi Yahudileri birer hamamböceği olarak görüyordu. Bu ötekileştirme süreci kapı komşunun iyiliğinden şüphe etmeni sağlayacak kadar derin ve otorite kontrolündeydi. İnsan-dışı olarak görülen insanlara soykırım uygulamak artık daha kolaydı zira onlar zaten ezilmesi gereken hamam böcekleriydi. İnsanların hükümranlığı ve dinlerin ideolojileri çerçevesinde hayvanlar insanlar için gönderilmiş; etinden, sütünden, yününden, gücünden yararlanılması gereken canlı tüketim malzemeleri(idi).

İnsan-dışı olarak nitelenen hayvanların insanlar için yararlı olarak kullanılabilmeleri dışında bir görevleri yok(tu). Ve yine insan türü adına yarar sağlayabilecek bilimsel çalışmalarda kullanılması aynı çerçevede meşru sayılır(dı). Bir deney laboratuvarında birden çok daha fazla hayvan vardır. Ve bu hayvanlar üzerinde, deney deseni çerçevesinde, başarılı olana kadar pek çok deneme uygulanır ve sadece bu denemeler için dahi pek çok hayvan canlı hayatı göz ardı edilerek kullanılır. Bu kadar uygulama içinde hayvanların kendilerine ait numaraları ve numaralar dâhilinde raporları bulunur. Hapishane stratejisinde gördüğümüz numaralandırma zaten canlı tüketim malzemesi sayılan hayvanların canlılık statüsünü biraz daha aşağı çekmeye yardım eder ve daha da ötekileştirir. Artık onun görevi numarasının eşleştiği raporların düzeni içinde belirgindir. Bu sebeple evcil hayvanı olanların dahi hayvan deneyleri üzerinde tarafsız ve hatta yanlı bir tutum sergilediğini, bilinçli dahi olsa hayvan deneyi kullanılan kozmetik ürünlerini satın alabildiklerini görmek mümkündür. Zira o numaralar evinizin bireylerinden farklıdır ve insan hayatının korunması ve devamlılığı için vardır.

Milgram “İkinci dünya savaşı sırasında insanların nasıl gözü kapalı itaat edebildiklerini” merak etti. 1963 yılında yayınlanan itaat deneyleriyle merakını bir nebze olsun giderebilmiştir. İtaat deneyleri otoriteye itaat gücü ve saldırganlığın meşruluğu hakkında bilgi verir. Deneyde katılımcılara bellek çalışmasına katılacakları söylenir. Gerçek denekler her yanlış hatırlama için karşısındaki katılımcıya elektrik şoku verecektir. Yalancı denekler ise elektrik şoku verilmediğini bilen aktörlerdir. 18 çalışmadan oluşan serinin genel özeti otorite varlığında ve/veya otorite emrinde bireylerin şok uygulamasını rahatsızlık hissetseler dahi yüksek voltajlara kadar çıkarabildikleridir. Ahlaki normlara uymasa bile basit bir otorite emrinde bile nasıl yıkıcı olunabildiğinin göstergesidir. Temsilci gücü olan, belli başarıları olan, ülkenin yöneticisi olan liderleri düşündüğümüzde yaptırım gücünü hayal etmek bile zor olabilir. Hayvan kullanılan deneylerde çalışan kişilerin farklı görevleri olabilmekte. Bu görevleri dâhilinde otoriteden gelen emirlere itaat eden ve zaten insan-dışı olarak varlığını sürdüren bir canlıya karşı sadece emirleri uygulamak daha zor değildir. Eğitim süreçlerine dâhil edilen hayvan deneyleri öğrencilerin mezun olması adına bir zorunluluk ve yahut yalnızca hocasının bir emri ve bir isteği dahi olabilir.

Hayvan üzerine uygulanan deneylerde beyaz önlüğün ve laboratuvar ortamının vermiş olduğu bir etki de göz ardı edilemez. Bu durum Zimbardo’nun hapishane deneyinin tartışma konularından olan mekân etkisi ile ilişkilendirilebilir. Gardiyan ve mahkûm üniformalarının verdiği bir davranış repertuvarı, üniforma üzerinden tanımlanabilen bir görev etkisi söz konusudur. Bu görev aynı zamanda kanunlarla eş değer olarak yürür. Beyaz önlüğün vermiş olduğu bir aidiyet, mesleki bir çerçeve ve mekânın etkisi davranışı sergilemeye iten unsurlar olabilir, kişinin içinde şüpheler olsa bile. Milgram ve Zimbardo’nun deneylerinde yaptıklarından rahatsız olduklarını ifade eden ama yapmaya devam eden, bırakırsa ceza almayacak olduklarını bildikleri halde bırakmayan katılımcılar vardı. Düzenlenen koşullar insanların zarar verme davranışlarına ahlaki boyutların dışında olsa bile devam edebilmesini sağlıyor. Ve tüm bu boyutların eşliğiyle de bir grubun üyesi haline geliniyor. Grubun değer ve normları içselleştirildiğinde ötekileştirme hali artıyor ve diğerine verilen, verilebilecek zararın meşruluğu da aynı doğrultuda artış gösteriyor olacaktır.

Hayvanları denek olarak kullanan araştırmacıların da bir kısmı aslında bu durumdan rahatsız olduklarını dile getirebiliyor. Lakin insan bilinci rahatsızlık duyduğu uyaranla tekrar tekrar karşılaştıkça ona olan dikkatini azaltır. Alışma etkisi aynı uyaranın tekrar tekrar verilmesi üzerine yönelme tepkisinde meydana gelen azalmadır. İtici uyaranlara verilen savunma tepkileri de alışmaya uğrar. Rahatsızlık seviyesi düşer ve dikkatini araştırma sonuçlarına yöneltebilir. Fakat alışma etkisi zamanla kaybolup rahatsızlık hali kendiliğinden geri gelebilir. Bu durumun oluşması için uyaranın uzun bir süre verilmemesi gerekmektedir. Deneysel deseni günlük hayatla yorumladığımızda şu sonuca varabiliriz: Deneyler bittikten sonra, laboratuvar ortamından bir süre uzak kalınır ve aynı uyarana yeniden maruz kalındığında rahatsızlık seviyesi daha yüksek miktarda eşlik edebilir ve bu durum rüyalarınızın kâbusu haline de gelebilir.

Kolektif eylemlerde kimliksizleşme ve suçluluğun paylaşılması bireyin davranışlarını belirleyen etmenler olarak görülebilir. Günlük hayatında toplumsal kurallara uyan bireylerin futbol maçlarında ahlak dışı söylemlere yer verdikleri görülmüştür. Bireylik yitimi ve kimliksizleşme bu süreci yöneten yapılanmalardır. Stanford’un Palo Alto ve Bronx semtlerine kapıları ve kaportası açık bir araba yerleştirilir. Palo Alto’da yağmurlu bir günde kaportanın kapağını indirmek dışında hiç kimse arabaya elini bile sürmemiştir, Bronx’ta ise araba bırakıldıktan sonra dakikalar içinde araba yağmalanmıştır. Zimbardo’nun bu deneyi örgüt kültürünün ve kimliksizleşmenin bir sonucu olarak görülebilir. Suç anında kimliği belli olmayacak bireylerin ortak bir hareketle suçu ve malları paylaşmaları ve örgütün, çevrenin bu suça tepkisi davranışın gerçekleştirilmesinde etkilidir. Bazı durumlarda ise grup kimliği birey kimliğinden önce gelir. Eğer ki bir deneye karşı gösterilen tepki fazlaysa, grup içi dayanışma yüksekse birey normalde hayvan deneyleri yapmaktan rahatsız oluyorsa bile grup kimliği adına tam tersi davranışı ve tutumu sergileyebilir. Bir deneyde görev alan kişilerce hayvana uygulanan her türlü zarar verici davranış kendi içlerinde paylaşılan bir suçluluğa ve azalan bir vicdani rahatsızlığa tekabül edebilir. Deney uygulayanlar grubu içinde oluşan grup normlarına ve otoriteye uyma davranışı da kendi davranışını belirleyen nitelikte olacaktır. Grup çoğunluğunun benimsediği davranışa kayma eğilimi gösterilecektir.

Dolayısıyla bir örgütte hayvan deneylerine karşı tutum olumsuz yönde ise o örgütte hayvan deneylerine olumlu bakan kişi sayısı az olacaktır. Bu durum hem grup normunun içselleştirilmesiyle hem de örgüt kültürünün etkisiyle ilişkilidir. İşe geç kaldığınızda bunu fark eden ve sizi uyaran iş arkadaşlarınız varsa örgüt kültürü sınırları sizin her gün işe geç kalmanıza izin vermez. Bu durumda daha dikkatli ve daha özenli davranırsınız. Ama örgüt çalışanlarının verdiği bir tepki söz konusu değilse dilediğiniz takdirde, otoriteden bir uyarı almadığınız müddetçe, işe geç kalmaya devam edebilirsiniz. Örgütün bir konu hakkındaki tutumu bireyin tutum ve davranışlarını etkileyebilir. Bir üniversitenin tutumu hayvan deneylerine karşı bir tutumsa, deney dersi açan kişiyle daha kolay uzlaşım ve vicdani ret hakkı daha kolay sağlanabilir. Hayvan deneylerinde görev alan kişiler farklı bir ortamda bu konu hakkında bilgilendirildiklerinde oluşabilecek yeni bir kültürün temelleri atılabilir. Bu temeller sağlamlaşana kadar deneylerin olumlu ve olumsuz yönleri ve yöntemleri hakkında sıklıkla tartışmak ve empati kurma mesajı vermek gerekecektir. Alternatif yöntemler ve örneklerle yeni bir norm oluşturmak daha kolay olacaktır. Alternatif yöntemler kaynağın inanırlığını arttırdığı için tutum değişimi üzerinde daha ikna edici olacaktır. Kendimize benzeyen kişilere daha çok sempati duyarız. Hayvanların benzer duygu, sevgi ve korkuları olduklarından bahsetmek, empati kurmayı kolaylaştırma yöntemlerinden biri olabilir.

İnsanlar kendilerine uygun davranışı bulmak için başkalarının davranışlarından norm oluştururlar. Bazen kabul görmek adına çoğunluğun normunu bazen de sosyal etki adına azınlığın normunu benimserler. Asch 1950’lerde uyma davranışlarını test etmek için bir deney tasarladı. Gösterilen bir çizgi ve karşısında kıyaslama çizgileri vardı ve katılımcılardan gösterilen çizgiye en yakın olanı seçmeleri istendi. Deneklerin 9 u sahte biri gerçek katılımcıydı ve 9 katılımcı bilerek yanlış çizgiyi seçtiler. Katılımcılardan toplamda %33’ü birkaç denemeden sonra grup çoğunluğuna uyma davranışı gösterdi. Kendi doğrularından emin oldukları halde yalnız kalma korkusu, onaylanma ihtiyacıyla kendilerinden şüpheye düşüp çoğunluğun normuna uyan katılımcılar, kendilerine şartlara uygun yeni bir norm oluşturdular. Hayatta kalmak için yeni bir norm. İnsan hayatının kurtarıldığı öne sürülen hayvan deneylerinde yer almak, grup çoğunluğu ve grup normu bu deneyleri ve insan yaşamının önemini, korunmasını gerektiğini desteklerken yeni normlar oluşturmak ve hayvan yaşamını savunmak kolay değildir. Üstelik bazı yeni normlar laboratuvarda üretilen “deney hayvanları” statüsü altında meşruluğunu daha da güçlendirebiliyorken hiç kolay değil.

Ve fakat azınlık etkisi olmadan sosyal değişimleri açıklamak da pek mümkün değildir. Özellikle kararsız bireyler için başkalarının davranışları daha fazla belirleyici öneme sahiptir. Birleşik Devletler’ de 1960’larda düzenlenen savaş karşıtı mitingler çoğunluğun tutumu üzerinde etki yaratmış ve askerlerin Vietnam’dan çekilmesi kararı alınmıştır. Batı Avrupa’da Nükleer Silahsızlanma Kampanyası dâhilinde yapılan gösteriler sonucu halkın nükleer silahlara olan güveni ve yararına olan ilgisi azalmıştır. Anlatmaya, anlamaya, empati kurmaya dayalı bir yolda “birlikte yaşama” kavramının verdiği dostluk ve heyecanla bu dünya üzerinde daha nice adaletli adımlara…

İnsan psikolojisini, insan vücudunu, insan aklını yöneten insanlardır. Diğer hayvanlar insanların tutsakları olmamalıdır.

 

KAYNAKÇA
Gümüş, Ö. (2015). Etnik çatışma, ırkçılık ve soykırım. Siyaset psikolojisi (1. Baskı) içinde (s.113-161). Ankara: Nobel Yayınları.
Harari, N., Y. (2016). Hayvanlardan tanrılara sapiens (13.Baskı). (E. Genç, Çev.). İstanbul: Kolektif Yayınları.
Hogg, M., ve Vaughan, G. M. (2007). Gruplar ve grupta insan. Emre Çetin ve Hakan Ergül (Der.), içinde, Sosyal Psikoloji (303-345). Ankara: Ütopya Yayınevi.
Hogg, M., ve Vaughan, G. M. (2007). Sosyal etki . Emre Çetin ve Hakan Ergül (Der.), içinde, Sosyal Psikoloji (s.269-303). Ankara: Ütopya Yayınevi.
Hogg, M., ve Vaughan, G. M. (2007). İkna ve tutum değişimi. Emre Çetin ve Hakan Ergül (Der.), içinde, Sosyal Psikoloji (s.223-269). Ankara: Ütopya Yayınevi.
Küçükerdoğan, B. ve Yengin, D. (2015). Sergei mikhailovich eisenstein. Sinema kuramları (2.Baskı) içinde (s.107-130). İstanbul: Su Yayınevi.
Santrock, J. W. (2014). Duygusal gelişim. G. Yüksel (Der.), içinde, Yaşam boyu gelişim (s. 179-183). Ankara: Nobel Yayıncılık.
Terry, S., W. (2013). Alışma ve diğer uyaran öğrenme türleri. Banu Cangöz (Der.) içinde, Öğrenme ve Bellek (s.46-80). Ankara: Anı Yayıncılık.
Tükel, R. (2014). Dürtü kuramının tarihsel gelişim öyküsü. Freud okumaları (1.Baskı) içinde (s.28-45). İstanbul: Bağlam Yayınları
Yücel, İ. ve Koçak, D. (2014). Örgüt kültürü ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkiye yönelik bir araştırma. Erzincan üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü, 7(2), 45-64.
Zimbardo, P. (2017). Şeytan etkisi (2.Baskı). (C. Coşkan, Çev.). İstanbul: Say Yayınları.