“Hayvanlar üzerinde test edilmeyen ilaç ya da tedaviler, insanlar için güvenli olur mu?”

Hayvanlar üzerinde denenip başarılı bir sonuca ulaşan ilaç ya da tedavi yöntemleri, piyasaya sürülmeden önce insanlar üzerinde de denenmektedir buna "klinik çalışma" adı verilir. Klinik çalışmanın amacı, farmakokinetik (vücudun ilaca etkisi), farmakodinamik (ilacın vücuda etkisi) ve tedavi (etkililik ve güvenlilik) verilerinin açıklığa kavuşturulmasıdır.

İstatistiklere göre; klinik öncesi araştırmalarda (kimya deneyleri, hücre, doku ve hayvan çalışmaları)başarılı olan ilaçların %96'sı, insanlarda işe yaramamaktadır. Bunun nedeni, aramızda biyolojik ve fizyolojik farklar bulunan hayvanlardan elde edilen sonuçların insana uyarlanamamasıdır.

Romatoid artrit ilacı Vioxx, 320 bin aritmi vakasına neden oldu ve 2004 yılında piyasadan geri çekildi. Bu vakalardan yaklaşık 140 bini öldürücüydü. Hayvan deneyleri, bunu öngörmekte yetersiz kalmıştı.

Ya da tersine bir örnek vermek gerekirse; hayvanlar üzerinde gösterdiği ölümcül etkiden ötürü, günümüzde çok sık kullanılan Aspirin'in insanların kullanımına sunulmasında epey geç kalınmıştı.

"Eğer hayvanları kullanmazsak ne kullanacağız?"

Hayvanlar, insan vücudundaki son derece kompleks süreçleri taklit etme bakımından sınırlı modellerdir ve tek güvenilir model gene insandır çünkü insandaki klinik sonuçlara göre, hayvan modellerindeki sonuçlar belirsiz ve tutarsızdır.

Etkinlik ve güvenirliği kanıtlanmış onlarca hayvansız bilimsel yöntem mevcuttur ve bu yöntemler çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Örneğin, AB'deki kozmetik ürünlerin hayvanlar üzerinde test edilmesine dair yasağın arkasında da, alternatif bir yöntem olan hücre kültürü yönteminin güvenirliği vardır.

Alternatif yöntemlerle ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz

"Teknik olarak, insanlar da hayvan. Fark nedir?"

Başarısızlıkla sonuçlanan hayvan araştırmaları kanıtladı ki, çok küçük farklılıklar bile bir türü hastalıktan koruyabilir, bir başkasında ise hastalığı önleyemeyebilir. Tam da bu nedenle, çeyrek asır boyunca süren AIDS araştırmalarında virüsle enfekte edilen insan dışı primatların, AIDS hastası olmalarına rağmen yaşamlarına sorunsuz şekilde devam ettikleri görüldü. Ancak akyuvar yüzeyi reseptörleri insanları AIDS karşısında tamamen savunmasız bırakmıştı. Araştırmalarda kullanılan primatların çoğu, insanla arasında %93 oranında DNA benzerliği bulunan şempanze ve bonobolardı.

Kaç hayvanda denenirse denensin, ilk denek gene insan olacaktır.

“Bir türden diğerine yapılan kestirimlerin geçerliliği için güvenilir, genel kurallar vermek mümkün değildir. Bu, çoğu kez, sadece hedef türdeki (insan) ilk uygulamadan sonra doğrulanabilir.” “The Handbook of Laboratory Animal Science” (Laboratuvar Hayvanları Bilimi El Kitabı)

“Aşı, antibiyotik gibi büyük tıbbi buluşlar hayvan deneyleri sayesinde yapılmadı mı?”

Evet, hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarla insan hastalıklarına dair pek çok bilgi edinildi, pek çok insan da öldü. Maymunlar üzerinde geliştirilmeye çalışılan çocuk felci aşısı nedeniyle; çok sayıda insan öldü ya da felç oldu, çocuklarda kalıcı koklama hasarı oluştu, maymun dokusuyla elde edilen aşıyla canlı virüs bulaştırılan yüzlerce sağlıklı kişi çocuk felcine yakalandı, onlarca kişi öldü.

Ağrı çalışmalarında kullanılan kemirgenlerin ağrının klinik seyrini anlamakta yetersiz olduğunu, şempanzeler üzerinde yapılan 95 deneyin yarısının bilimsel yayınlarda dahi alıntılanmadığını, MS araştırmalarında tür farklılıklarından kaynaklanan insana uyarlanamayan sonuçların zaman kaybı sayılabileceğini, sistematik incelemelerde 20 klinik incelemenin sadece 2’sinin hayvan modellerin önemli ölçüde kullanılabilir olduğunu gösterdiğini anlatan bilim insanlarının yazdığı yüzlerce makaleden örnekler verilebilir.

Dünya genelinde 125 milyon diyabet hastasını ilgilendiren insülinin keşfiyle ilgili de araştırmacılar, 1922’de yapılan köpek deneyleriyle ilgili olarak şunu not etti:

“İnsülin üretimi yanlış kavranmış, yanlış yürütülmüş ve yanlış yorumlanmış hayvan deneyleri serisine dayanır”

"Hayvanlar olmazsa, kanseri tedavi etmeyi nasıl ümit edebiliriz?"

Hayvan araştırmalarının kanser tıbbında ilerleme için temel olduğu iddiası oldukça tartışmalı: kanser ilaçlarının klinik denemelerde başarı oranı yaklaşık %10'dur. Kanserle ilgili araştırma çalışmalarını hayvanlar üzerinde yapmaya devam edenlerin bu gerçeği görmezden gelmeleri ise güvensizlik ve soru işareti yaratmaktadır.

Çoğunlukla kemirgen, kurbağa, balık veya meyve sineği kullanılan (nadir olarak da köpek ve primat) çalışmalarda, hayvanlara kanserli hücreler enjekte edilerek hastalık yaratılmakta sonra da bu tersine çevrilmeye çalışılmaktadır. Oysa ki muayenede doktorların hastaya sorduğu ilk soru: "ailenizde bu hastalığı geçiren biri var mı?" olur. Yani genetik yatkınlık önemli bir faktördür.

En iyi başarı şansına sahip girişim, hayvansız araştırmalardır. Tam da bu sebeple Birleşik Krallık'ta bazı örgütler, meme kanseriyle ilgili hayvansız araştırmaların geliştirilmesi için bağış kampanyaları başlattı. İnsan hastalığı sadece insan dokusu kullanılarak doğru bir şekilde incelenebilir.

"Onlarca yıl önce farelerde kanseri tedavi ettik. Fakat bu, insanlarda işe yaramadı." Dr.Richard Klausner, ABD Kanser Enstitüsü

"Ama doktorlar hayvan deneylerini güvenilir buluyor?"

Hayır, çoğunluk bulmuyor.
Hayvan deneylerinin para, zaman ve emek kaybı olduğunu ve bu imkanların hayvansız alternatif bilimsel yöntemlerin geliştirilmesi için kullanılmasının daha doğru olduğunu düşünen hekimler çoğunluktadır. Ancak hayvan deneyleri ne yazık ki tıbbi sürecin zorunlu bir parçası halline getirildiği için araştırmacılar, tercih etmese de buna mecbur bırakılmaktadır.

Türkiye'de tıp eğitimi veren bir üniversitede yapılan ankette; hayvanlar üzerinde çalışma yapan akademisyenlerin sadece %45.7'si hayvan deneylerini güvenilir bulduklarını belirtmişlerdir. Araştırmayla ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

"Çünkü biz bunu asırlardır böyle yapıyoruz", yaşadığımız yüzyıl, elde ettiğimiz bilgi birikimi ve sahip olduğumuz teknolojik imkanlara yakışmayan, tehlikeli ve bağnaz bir yaklaşımdır. Hayvan kullanımının bilimsel geçerlilikten çok tarihsel ve kültürel sebeplere dayandığını ve hayvan deneylerinin insana uyarlanmasındaki hataları bilim insanlarının bilmiyor ya da fark etmiyor olması imkansızdır.

"İnsanlarda da deney yapılıyor. Hayvan deneyindeki etik yanlışlık nedir?"

Deneysel ve bilimsel araştırma prosedürlerine dahil edilmek istenilen gönüllü insanlardan, "bilgilendirilmiş onam" alınır. Çalışmayla ilgili her türlü detayı içeren kapsamlı bilgilerin verilmesi ve çalışmanın kişinin menfaatine olması şartı aranır. Sonrasında da Klinik Araştırmalar Etik Kurulu yapılacak klinik çalışmayı onaylarsa süreç başlar. Çalışmaya dahil olacak kişinin rızasıyla başlayan çalışma herhangi bir zamanda o kişinin kararıyla (gerekçeli ya da gerekçesiz) sona erebilir. Kısacası, çalışmanın amacı yüz binlerce kişinin yaşamını tehdit eden ölümcül ve salgın bir hastalığın engellenmesi olsa dahi, "denek" konumundaki kişinin menfaatleri ve kararı her şeyin üzerindedir.

Hayvanlardan rıza almak mümkün değildir. İnsanla ilgili süreçte çiğnenemeyecek olan tüm kurallar ve etik ilkeler, hayvanlar söz konusu olduğunda görmezden gelinir, bu da türcü ve problemli bir yaklaşımdır. Aynı insanlar gibi acıyı hissedebilen "duyarlı" canlıların üzerinde deney yaparak vücut bütünlüklerini bozmak, kimyasallar enjekte etmek, kasten hastalık bulaştırmak, acı-ağrı-korku ve eziyete maruz bırakmak ve sonunda öldürmek, sebebi ne olursa olsun kabul edilemez eylemlerdir.

“Bilimsel seviyede deney, hayvanlarla insanlar arasındaki benzerlik üzerine kuruludur; ahlaki zeminde de, aralarındaki farklara dayanarak haklı gösterilir.” –Prof.R.Ryder

"Hayvanlara acı vermeyen deneyler de mi yapılmamalı?"

Evet, yapılmamalı çünkü hakkımız olmamasına rağmen hayvanların özgürlüğünü kısıtlıyoruz, onlara doğal yaşamlarında asla yapmayacakları davranışları yaptırıyoruz ya da yemeyecekleri şeyleri yediriyoruz. Deneylerde kullanılan hayvanlar, doğal ömürlerini yaşayamadan genellikle öldürülüyor. Stresten kaynaklı davranış bozuklukları gösteren hayvanlar; kendine veya çevresine zarar verme, uzuvlarını yeme gibi davranışlar sergilerler, bu davranışlar aslında yaşadıkları sıkıntının açık bir göstergesidir.

Kriterimiz sadece "fiziksel acı" olmamalıdır; bir hayvanı henüz dünyaya getirdiği yavrusundan ayırmak, içinde yaşadığı gruptan izole şekilde yaşamaya zorlamak gibi psikolojik şiddet içeren eylemler de en az virüs enjekte etmek ya da yanık araştırması için aşırı ısıya maruz bırakmak kadar yanlıştır.

"Deney hayvanları demek neden yanlış?"

"Deney hayvanı", "yük hayvanı", "çiftlik hayvanı" gibi terimler sıklıkla karşımıza çıkıyor olsa da, özellikle konumuz olan "deney hayvanı" ifadesi deney lehine bir algı yaratma amacıyla bilimsel ve yasal metinlerde uzun zaman önce yerini almıştır. Deney hayvanı denildiğinde, sanki üzerinde deney yapılsın diye var olmuş, ağrı-acı hissetmeyen ve dolayısıyla da vücudunu her türlü araştırma için kullanma konusunda ahlaki kaygı taşınmasına gerek olmayacak ayrı bir tür anlaşılır.

"Deney hayvanı" diye bir hayvan türü ya da farklı türlerden oluşan bir hayvan topluluğu yoktur, "deneylerde kullanılan hayvanlar" vardır. Dünyada bilinen ve çok azını tanıdığımız 8-10 milyon arasındaki hayvan türünden sadece dokuzu deneylerde sıkça kullanılır ve bu hayvanların kullanılma sebepleri sanılanın aksine hayli basittir (yer kaplamaması, bakımının kolay olması, memeli olması vb. gibi).